SEYİT RIZA: YAŞAMI VE MÜCADELESİNDEN KESİTLER-I

                                           SEYİT RIZA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

             YAŞAMI VE MÜCADELESİNDEN KESİTLER


Seyit Rıza kimdir?


Seyit Rıza nerede ve ne zaman doğmuştur?


Seyit Rıza’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1860-62 arasında dağduğu tahmin edilimektedir. İdam tarihi 15 Kasım 1937dir. N.Dersimi, Seyit Rıza asılırken kendi ağzından “75 yaşında” olduğunu söylediğini yazmaktadır. 1920’li yılların sonlarında Dersim ile ilgili bilgi toplamaya başlayan ve 1931 yılında “Derebeyi ve Dersim” adlı kitapçığı yazan N. H. Uluğ, taa o yıllarda Seyit Rıza’nın “altmış beş yaşlarında” olduğunu yazmaktadır, (age/39). Hem tahmini hesaplamalardan hem de bu beyanlardan Seyit Rıza’nın 75 yaşlarında olduğu rahatlıkla söylenebilir.



Seyit Rıza, Hozat’ın Sin nahiyesine bağlı Ağdat köyündendir, (İddianame, Munzur, sy.20/sf.46). Cumhuriyet Savcısı Hatemi Şahanoğlu tarafından okunan iddianamede ”Viyalık” (Viyalıke) ve “Sosenkale” (Sesenkale) adındaki yerlerde oturduğu yazılıdır. Viyalıke¹, Şine (Sin) köyü yakınlarında bir mıntıkadır. Baba İbrahim’in Qırğanlılar tarafından öldürülmesinden sonra, Seyit Rıza bu mıntıkada bir konak yaptırmıştır.


Halk arasında yani Dersim ve çevresinde ise “Sey Rızayê Xaçeliye²” (Haçelili Seyit Rıza) adıyla bilinir. N. Dersimi de Seyit Rıza’nın Tujik (Thuzık)³ dağı eteğindeki Ağdat köyünde yerleşik olduğunu yazmaktadır.


N.Dersimi, Seyit Rıza’nın karargah merkezinin Halvori Vank, Alişer’in ki ise Ağdat’tı, diye yazmaktadır. Rehber’in, Alişer ile temasından ötürü S. Rıza’nın bütün planlarına vakıf olduğunu belirtir, (sf.276). Ayrıca babasının adının Seyit İbrahim olup “babo” (baba) lakabıyla anıldığını, Lirtik mıntıkasında oturduğunu, dört oğlundan en küçüğünün Seyit Rıza olduğunu yazar, (KTD.sf.291). Dedesinin adı ise Seyit Musa’dır. (Namê Khalikê Sey Rızayi, Sey Musawo, (MG/DDE:sf.11).




Seyit Rıza’nın oğullarının adı Sey Hesen (Şix Hesen), Bıra İbrahim ve Rezik (Resik) Hüseyin’dir.


Bıra İbrahim, kısaca “Bıra” olarak bilinir. Dedesinin ismini taşıdığından “İbrahim” adı sık olarak kullanılmaz. Seyit Rıza’nın ortanca oğludur. 1933 yılında Rayvero Qop’un tezgahıyla Qırğan (4) aşireti mensupları tarafından öldürülmüştür.


Rezik Hüseyin, Seyit Rıza’nın en küçük oğludur. 15 Kasım 1937 yılında babası ile beraber idam edilmiştir.

Büyük oğlunun adı Sey Hesen’dir. Şix Hesen (Şeyh Hasan) olarak da bilinir. Seyit Rıza’nın kuşatıldığı bölgede bulunan ve Laç (Laçinan) Deresi (Derê Laçu) olarak bilinen mıntıkada, 17 Ağustos 1937 tarihinde 30 kişi ile beraber öldürülür.

Genelkurmay belgelerinde bu olay şöyle anlatılmaktadır:

“16/17 Ağustos (5) 1937 gecesi harekete geçen birliklerle gün ağarırken Titenik-Tokmakbaba tepesi-Sarıoğlan üçgeni aranmaya başlandı ve Birdo ile Sarıoğlan arasında saklanan Seyit Rıza ve avenesi sarılarak müsademeye başlandı ve şakilerden 30 kadarı öldürüldü”. Aynı kaynaktan yararlandığı anlaşılan M. Gülmez de “ailesinin 30 ferdini şehit” vermiştir” diye yazmaktadır, (age, önsöz, sf.5). N. Dersimi ise, Seyit Rıza’nın “küçük karısı Bese”, “büyük oğlu Şeyh Hasan” ve “üç torunu” ile “bin kişiye yakın” bir kuvvetinin Kozluca bölgesinde şehit düştüğünü yazmaktadır. (age, sf.287).


Burada N. Dersimi’nin yazdığı “bin kişiye yakın kuvvet” dışındaki bilgiler doğru ve birbirini tamamlamaktadır. Bin kişilik kuvvetin ise sadece abartı değil, tamamen “hayali” bir rakam olduğu anlaşılmaktadır.


Olayın Geçtiği Bölge

Genelkurmay belgelerinde bölge hakkında önemli bilgiler verilmektedir. Oldukça geniş bir alanı kapsayan “Titenik-Tokmakbaba tepesi-Sarıoğlan üçgeni” daraltıldığında üçgenin bir ucuna tekabül eden ve kayıtlarda “Birdo” (yeni adı Çalıbaşı) olarak geçen, Zazacası (Kırmanciki) “Bırdu” olan ormanlık bir mıntıka vardır. Seyit Rıza ailesi ve yakın adamları ile beraber1937 baharında, önce Ağdat’ı terk ederek “Gomê Gogane” olarak bilinen mınıkaya gider. Bir süre burada kalır. Alişêr Efendi’nin öldürülmesinden sonra ise, Abbasan bölgesini tamamen terk ederek Semkan-Laçinan (Semku-Laçinu) bölgesine gider ve çatışmanın yaşandığı 17 Ağustos tarihine kadar bu bölgede kalır.

Olayı yakından inceleyen M. Gülmez, “Dersim ra ve Dare Estene” adlı kitabında bu mıntıkanın Bırdu bölgesinde olup “Pulê Çeqeru” (Pulê Çeqere), (6) adıyla bilindiğini ve Türkçe’sinin bügün “Sarıalan” olduğunu yazmaktadır, (age. sf.44-52/72-80). Bırdu, Bilgês Baba dağı eteklerinde ve etrafı ormanlıktır. Bilges Bava tepesine çıkıldığında kuzeydoğu’da Kozluca (Qolce) bölgesi, (Kertê ) uzanır. Güney cephesinde Tokmakbaba (Toqmaqbava) dağı yükselir. İşte saklanılan alan, bu üç dağın arasındaki ve çevresindeki dağlık ve ormanlık bölgedir.

Çatışmada Ölenlerin Sayısı

Genelkurmay kayıtlarında ölenlerin sayısı otuz kişi olarak verilmektedir, (agy.sf.208). M. Gülmez, tanıkların anlatımlarına dayanarak Şix Hesen ve eşi Anıke ile onlara haber vermeye giden Memê Beji’nin kurşun ile diğerlerinin ise bombalanarak öldürüldüğünü, ölenlerden üçünün erkek, altısının kadın ve yirmisinin ise çocuk olduğunu yazar, (age.sf.80). Yetişkin erkeklerden biri Şix Hesen, biri Memê Beji’dir. Üçüncüsünün ismi bilinmemekle beraber, ölüler arasında bulunan Şix Hesen’in oğlu veya çatışma esnasında Toqmakbava’da Seyit Rıza’larla beraber iken, daha sonra katliam yerine gitmiş olması muhtemel olan (W)usê Keleci olabilir. Kadınlardan adı bilinenler ise biri Seyit Rıza’nın eşi Beser, bir diğeri Şıx Hesen’nin eşi Anıke’dır. Anıke hamiledir ve kurşunun deldiği yerden yavrusunun eli dışarı sarkmıştır. 29 ceset sayılırken, 30’uncusunun bu cenin olduğu ve rapora otuz “şaki” (eşkiya) şeklinde kayd edilmiştir, (bkz. Agy. aynı yerde).


Çatışmadan Sağ Kurtulanlar ve Kafilenin Mevcudu


Bu çatışmadan sağ kurtulanlar ise Seyit Rıza’nın kızı Leyla, torunları ve Şıx Hesen’in kızları Nare ve Cemile’dir (Cemila), (M.G/age.sf.74/78).


Kafileden ayrı olarak Tokmakbaba (Toqmaqbava) mağaralarında saklanan ve çatışanlar ise şunlardır: Sey Rıza, Têslim, Ali Avas, Wusê Keleci ve Memê Beji’dir. Memê Beji (Bêji), çatışmada öldürülenleri kurtarmak üzere, kafilenin bulunduğu yayla (ware) yerine gider ve onlarla beraber uzaklaşırken saklandıkları hendekde öldürülür. Seyit Rıza, Têslim ve Ali Avas kurtulmuştur, (age/sf.85/92). (W)usê Keleci’nin akibeti hakkında bilgi yoktur. Bu durumda kafilede, Şix Hesen dahil toplam yetişkin altı erkek, altı da kadın bulunmaktadır. Kafilenin, biri annesinin karnında, otuzu ölü, altısı sağ olmak üzere toplam 36 kişiden oluştuğu anlaşılmaktadır.


Seyit Rıza”nın Yakalanması:

H. Şahanoğlu’na göre Seyit Rıza, “Erzincan köprüsünden geçerken” “yakalanmıştır”, hüviyetini saklamasına rağmen, yanında bulunan “dürbünün üzerinde yazılı isminden şüpheye düşen vazifeşinas nöbetçi süngüsünü çekiyor, kendisini karakola davet ediyor”, (İddianame, agy.sf.46).

Genelkurmay belgelerinde ise, “Seyit Rıza’nın 10 Eylül günü saat 22.00 de, (7) silahsız olarak iki arkadaşı ile birlikte Erzincan Jandarmasına teslim olduğu 5. Jandarma Bölük Komutanlığından, Genel Müfettişliğe bildirildi...” şeklinde geçmektedir. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Başbakan İsmet İnönü de “teslim” oldu ibaresini kullanan demeçler vermişlerdir. Görüldüğü gibi “teslim oldu” ile “yakalandı” terimlerinin ikisi de devlet ve mahkeme yetkilileri tarafından kullanılmış “çelişik” beyanlardır. Buradan askeri ve hükümet yetkililerinin propogandaya yönelik olarak olayı çarpıttıkları sonucu çıkar. H. Şahanoğlu ise, buna gerek duymaksızın olayı olduğu şekliyle naklederek gerçeği yansıtmış olmaktadır.


Seyit Rıza yakalandı mı yoksa teslim olmaya mı gitti?


Açıktır ki, “yakalanma” ile “teslim olma” birbirinden farklı iki olaydır.


N. Dersimi, ordu kumandanı ve Erzincan valisinin vaadlerde bulunduklarını ve böylece “Seyit Rıza’yı Erzincan merkezine getirmeğe muaffak” olduklarını belirterek “tevkif” edildiğini ve vilayet konağından çıkarılırken “şerefsiz ve yalancı hükümet” diye sözler sarf ettiğini yazar, (5 Eylül 1937/ KTD/sf.288).
Görüldüğü gibi N. Dersimi’nin olayı nakletmesinde “teslim olma” değil, “görüşmeye gitme” şeklinde bir anlatım vardır. Bu durumu yorumlayan M. Gülmez, bu konudaki farklı yaklaşımlara değinerek şöyle sorar: “Ailesinin 30 ferdini şehit veren Seyit Rıza neyi kurtarmak için teslim olsundu ki?” (DDE/sf.5). Ve şöle cevaplar: Seyit Rıza devletin “eline” geçmişti, (age/sf.6).


Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamı ve idam tarihi

Seyit Rıza’nın idam tarihine ilişkin farklı tarihler verilmiştir.

Benim yaptığım çalışmada vardığım sonuç, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam tarihi “15 Kasım 1937” Pazartesi gününe denk gelmektedir. Geçen yıl, Seyit Rıza’yı anma vesilesiyle bunu yazdım. Bu bilgiye nereden ulaşmaktayım?

Birincisi, İ.S.Çağlayangil’in anlatımlarına dayanarak, 1937 yılı takviminin ve konu ile ilgili o dönemde yazılmış haberlerin incelenmesinden çıkan sonuçlar ve ikincisi bu tarihi doğru olarak tespit etmiş olan kaynaklardır.

İ. S. Çağlayangil anılarında, Atatürk Elazığ’a gelmeden idamlar bitmeliydi diye yazar. C.tesi öğlenden sonra ve Pazar’ın tatil olmasından dolayı, mahkemenin çalışmadığını ve bu durumu çözmek için nasıl bir formül bulduğunu ballandırarak anlatır. Bu durumda 1937 takviminde, 14 Kasım Pazar’a, 15 Kasım ise Pazartesine gelmektedir. Yani idamlar Kasım 14 ü 15 bağlayan gece yarısından sonra yapılmıştır ve böylece Pazartesi gecesinden itibaren tarih, 15 Kasım 1937 olarak kabul edilmiş olmaktadır.

Bu olay tam bir hukuksuzkuk örneğidir. Gerek Savcının “izinli” sayılarak “görevinden” alınması ve yerine bir savcı yardımcısının geçirilmesi ve gerekse mahkemenin bir tatil gününün “gecesinde” toplanması görülmüş şey değildir. Oysa normal mesailer, sabah saat 08.00 de başlar. O dönemde de çok farklı olduğu söylenemez. Ayrıca, savcı konu ile ilgili olarak hükümetten “şifre” aldığını da söylemiştir. “Bağımsız” savcı ve mahkemeye hükümetten gönderilen “şifre” acaba neyi talep ediyordu?

Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam tarihini “15 Kasım 1937” olarak yazan diğer bazı kaynaklar şunlardır:

M.Kalman, N. Dersimi idam tarihini 18 Kasım olarak verirken “yanılıyor” derken iki gazete haberi aktarıyor. Biri 15 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesi. Aynen şöyle yazıyor: “İdam hükümleri bu sabah infaz edilmiştir”, (M.K/D.D/sf.349), (8). İkinci gazete 16 kasım 1937 tarihli Cumhuriyet’tir ve olayı şöyle aktarıyor: “Seyit Rıza ile 6 avenesi dün idam edildiler”, (age/sf.350).
Böylece idam tarihi oldukça açık bir şekilde ortaya konmuş olmaktadır.

İdam günü ile ilgili hatalı tarihlemeler:

İdam tarihi ile ilgili hatalı tarih verenlerin başında N. Dersimi gelmektedir. N. Dersimi’ye göre Seyit ve arkadaşları “18 Kasım 1937” tarihinde idam edilmişlerdir, (M.N.D/KTD:sf.289), (9). Aynı kaynağa dayanan F. Bulut’ta aynı hatayı yapmıştır. Keza A. Kaya”nın da aynı kaynaklara dayanarak yorum yaptığı ve “17 Kasımı 18 kasım 1937 ye bağlayan gece” şeklinde aynı hatayı tekrarladığı anlaşılmaktadır. Bu yazının, bir çok kişi ve çevrenin hiç bir araştırma yapmadan aynı hatayı tekrarlamasına bir son vermesi, dileğimdir.

N. Dersimi, idam kararının alındığı tarihi ise “10 Kasım 1937” olarak vermektedir. F. Bulut ve A. Kaya aynı iddiayı tekrarlamaktadırlar. İ.S. Çağlayangil’in anlatımlarından kararların 10 Kasım da alınmış olması şüpheli görünüyor. Çünkü, İ.S. Çağlayangil, idam “tünne” (yoktur) şeklinde bir vaveyle koptuğunu ve sanıkların Türkçe bilmediklerinden idam kararlarını iyi anlamadıklarını anlatıyor ve “mahkeme kararı açıklandı”(15) diye yazmaktadır. Buradan, idam kararlarının da aynı gün yani 15 Kasım 1937’de açıklandığı kesin ancak önceden alınmış “peşin” bir karar var mıydı? İşte “o” bilinmiyor!


İdam edilenlerin Sayısı


İdam cezası verilip infaz edilenlerin sayısı hakkında da farklı rakamlar verilmektedir. N. Dersimi, asılanların sayısını onbir olarak verir ama hepsinin isimlerini vermez, (N.D/KTD:sf.289), (10). F. Bulut’ta aynı “bilgi”leri tekrarlamakla yetinir, (F.B/BDR/sf.271-272).



M. Kalman, idam kararı verilenlerin sayısının onbir ama infaz edilenlerin yedi kişi olduğunu yazmakta ve şöyle demektedir. “Anlaşılıyor ki, N. Dersimi dört kişinin cezasının otuz yıla çevrildiğini öğrenememiş”tir, (M.K./age.sf.348).


İdam edilenlerin isimleri


İdam edilenlerin isimleri şöyledir:

1. Sey Rıza (Seyit Rıza, Abbasan Aşireti Reisi).
2. Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın oğlu).
3. Seyd Wuşên (Seyit Hüseyin, Kureyşan-Sêxan/Seyhan Aşireti Reisi)
4. Fındık Ağa (Yusufan (Wusuvu) aşireti Reisi Kam(b)er Ağa’nın oğlu).
5. Hasan Ağa Demenan (Demenu) aşireti Reisi Cebrail Ağa’nın oğlu).
6. Hasan (Kureyşan aşiretinden Ulkiye oğlu Hasan).
7. Ali Ağa (Mirza Ali oğlu Ali Ağa)¹¹.

M. Gülmez, “Civrayil Ağayê Arekiye” ile “Demenu ra Cıvrayilê Kêji” isimlerini ayrı ayrı göstererek birincisinin idam, ikincisinin ise ömür boyu hapis aldığını yazmaktadır, (age/sf.154). M. Gülmez’in yanıldığını ve bahsi geçenlerin aynı kişinin adları olduğu kanısındayım. Doğrusu, aynı zamanda Demenan Aşireti reisi olan Cebrail Ağa (Civê Kheji) idam cezası alır ama cezası ömür boyu (veya 30 yıl) hapse çevrilenlerdendir. Asılan ise oğlu Hasan Ağa’dır.


İdam kararı verilip de yaş haddinden ötürü infaz edilmeyen dört kişi şunlardır:

1. Kamer Ağa (Yusufan Reisi, Kamber veya Kanber şekillerinde de yazılmıştır).
2. Cebrail Ağa (Demanan Aşireti Reisi, Civê Kheji).
3. Kamer Ağa (Heyderu) Haydaran aşireti reisi.
4. ?

Ali Kaya’nın, Keko Ağa olarak yazdığı dördüncü kişinin adı, M. Gülmez’de geçmez. Ama farklı olarak Heyderu ra (Haydaranlı) Hemedê (W)uşeni ve Heyderu ra (Haydaranlı) Hemedê Alixani isimleri vardır, (M.G/age/sf.154). Keko Ağa adını ise, “tarihçi-yazar” Ali Kaya vermektedir. Kamer Ağa’nın “96 yaşında olduğu için 31 yıla mahküm” edildiğini ve cezaevlerine sürgün gönderilenlerin oralarda öldüğünü yazmaktadır. Ayrıca, Seyit Rıza’nın yaşının küçültülerek 78’den 54’e indirildiğini, 17 yaşındaki Resik Hüseyin’in yaşının ise büyütülerek aynı gece 21’e çıkarıldığını yazması da, hukuksuzluğa ve adaletsizliğe verilmiş örneklerdir, (age/sf.251/252).¹²


İdam cezası alıp infaz edilmeyenler içinde bir değil, iki ayrı Kamer Ağa olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri Yusufan (Wusuvu) Aşireti Reisi Kamer Ağa ve diğeri de Haydaran (Heyderu) Aşireti Reisi Kamer Ağa’dır. M. Gülmez de aynı doğrultuda yazmaktadır, (bkz.age/sf.154). Bu konuda en sağlam kanıtlardan biri de iddianamedir. İdddianame’de şöyle deniyor: “Suçlulardan Yusufan aşireti reisi Kamer’le, Şeyhanlı Hüsso Seyde ve Haydaran aşireti reisi diğer Kamer ile yukarıda zihniyetlerini izah ettiğimiz tiplerdendirler” (agy/sf.46).¹³


Faik Bulut, idam edilenlerin içinde Yusufan Reisi Kamber, Kureyşanlı Ulkiye adlarını yanlış olarak vermiştir. Ayrıca “Kureyşan aşireti reisi Seyit Hüseyin” ile “Seyhanlı (Şixan/Şêxan) aşireti Reisi Hasso Seydo” diye iki ayrı isim veriyor. Oysa İkisi de aynı kişinin isimleridir ve farklı yazılmışlardır. Doğrusu Kureyşan Aşiretinin, Şixan (Şixu) kolu ya da kabilesinin (pêre) lideri Wuşênê Seydi (Wusê Seydi) yani Seyit Hüseyindir. Aynı şekilde F.Bulut tarafından, Kureyşanlı Ulkiye oğlu Hasan da, Ulkiye ile beraber “idam” edilmiştir. Oysa idam edilen sadece Kureyşanlı “Ulkiye oğlu Hasan”dır, (14).


İdamların Yapıldığı ve Yakıldığı Yerler


Nuri Dersimi, Elazığ “Buğday Meydanı”nı infaz yeri olarak yazar, (age/sf.289). Olayın tanıklarından İ. S. Çağlayangil ise, Seyit Rıza’yı cezaevinden idam yerine otomobille götürürken “Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu” diye yazmakta ama başka ayrıntı vermemektedir, (age.sf.51). M. Gülmez ise darağacından indirilen cesetlerin, bugün Fırat Üniversitesinin bulunduğu dereye götürülerek yakıldığını yazmaktadır, (age/.156). Peki yakılan cesetlerin külleri ne yapıldı? Bu konularda Genelkurmay belgelerinde mutlaka kayıtlar vardır. Bir gün bunların açıklanması da muhtemeldir. Ama anlaşılan o zamana kadar, bu ve benzeri sorular sorulmaya devam edecektir!


M. Hayaloğlu


¹. Viyalıke: Şine (Sin) köyü yakınlarında bir mıntıkadır. (Dersim ra ve Dare Estene, M. Gülmez, sf. 187). H. Şahanoğlu “Dersim’e ait işler Viyalık’ta görülür” diye yazar. (İddianame, Munzur, sy.20/sf.46). Ağdat’taki evinin bulunduğu yerin ise, “Sosenkale” olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır.

². Xaçeliye: Eski kayıtlarda Haçeli/Haçılı şekillerinde olup yeni adı Dikenli’dir. 1980’den sonra Geyiksuyu (Deşt) nahiyesine ait diğer köylerle beraber Tunceli Merkez’e bağlanmıştır. Seyit Rıza’nın aşireti Yukarı Abbasanların önemli köylerinden biridir. Seyit Rıza’nın sonraları Xaçeliye köyünü Rayberê Qop’a bıraktığı ve Ağdat’a yerleştiği anlaşılmaktdadır. Rehber (Rayber/Rayver) Seyit Rıza’nın abisi Seyd Ağa’nın oğlu yani yeğenidir. Rayverê Seyd Ağayi diye de bilinir. N. Dersimi, Hozat’ın Peyami (Pıxamiye) köyünde “tarafsızlığını ilan” ettiğini ama işbirlikçiliğe ve ispiyonculuğa devam ettiğini, aldığı bilgileri Türkler’e ulaştırdığını ve bir ara -(durumunu gizlemek için)- Bahtiyar aşireti ile ittifak yaptığını da yazar, (sf.274).

³. N. Dersimi, S. Rıza Lirtik mıntıkasından göç ederek Tujik (Thuzık) dağı eteğindeki Ağdat köyüne yerleşmiştı, diye yazmaktadır. (KTD:292).


(4). Bava İbrahim’i, pusuya düşürüp öldüren kişinin, Qırğan aşireti reisi Satoğlu Sıleman (Süleymen) Ağa’nın oğlu Memed (Mehmet) Ağa olduğu anlaşılmıştır. (M.G/DDE, sf. 188). N. Dersimi de, bu olay üzerine Qırğanlar’ın merkezi köyü Sin’in (Şine) Seyit Rıza tarafından kuşatıldığını ve katillerin teslim edilmesini istediğini yazmaktadır, (Dr.Vet.M.N.D/KTD.sf.272).

(5). Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları, C-2/sf.208, Kaynak yy.
N. Dersimi, “bin kişiye yakın” insanın öldürüldüğüne dair her hangi bir kaynak gösterememiştir, (sf.287).

(6). “Pulê Çeqeru” (Pulê Çeqere). M. Gülmez bu adın, bugün Türkçe “Sarıalan” olarak bilindiğini yazar. Genelkurmay kayıtlarında geçen “Sarıoğlan” ile benzerlik gösteren Sarıalan’ın aynı mıntıkanın adı olması muhtemeldir.

(7). Seyit Rıza’nın yakalanması: “10 Eylül günü saat 22.00” (GBKİ/sf.209). “Şaki Seyit Rıza teslim oldu” (Cumhuriyet, 13 Eylül 1937). N. Dersimi, 5 Eylül 1937 (KTD/sf.288).

(8). M.Kalman/Dersim Direnişleri/sf.349/Nujen yy./1995.

(9). Dr. Vet.M.N.Dersimi/K.T.Dersim/sf.289/Komkar yy./2.baskı/1990. F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.271. A. Kaya/Dersim Tarihi/sf.251.

(10). Dr. Vet.M.N.Dersimi/K.T.Dersim/sf.289/Komkar yy./2.baskı/1990.
F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.271-272.

¹¹. M.Kalman/Dersim Direnişleri/sf.348/Nujen yy./1995. A. Kaya da aynı isimleri verir, (D.T./sf.252/Can yy./1999/1.Basım).

¹². A. Kaya/Dersim Tarihi/sf.251/252/Can yy./1999/1.Basım. A. Kaya, cezası ertelenenlerden ikisinin Isparta, ikisinin de Ederne’ye gönderildiğini, sonra Muğla ve Bolu isimlerini de vererek bir karışıklığa neden olmaktadır.

¹³. İddianame, Munzur Dergisi sy-20/sf.46/2004/4.

(14). F.Bulut/Belgelerle Dersim Raporları/sf.272.

(15). İ.Sabri Çağlayangil, Anılarım, sf.51/Yılmaz Yayınları/1990/3.baskı. Çağlayangil’in, Kürtçe (Kurmanci) versiyondan “tünne” dendiğini yazması da pek inanılır değil. Eğer Zazaca söylenmişse, “çino” denmiş olması gerekiyor.

Naşit Hakkı Uluğ, Derebeyi ve Dersim, 1931/sf.39/Kalan yy./2001 


http://f25.parsimony.net/forum62148/messages/23749.htm

 

                                                                        SEY RIZA (1860-15.11.1937)

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !